19/11/2006 - Sürtünme Katsayısı
Diyelim ki sokakta telefonla konuşacaksınız. Telefonla arama yaptıktan sonra ve karşı taraf telefonu açtığı anda her ne hikmetse bi anda maksimum gürültü çıkarıcak araçlar geçmeye başlıyo, nerden geldiği belli olmayan otobüsler, motorsikletler beliriyo bi anda. Sanki hepsi daha önceden organize edilmiş gibi, tuhaf...
Trafiktesiniz ve trafik tamamen kitlenmiş durumda. Kendizi akıllı zannederek, taksiyi terkedip, "ben yürüyerek daha hızlı giderim" mantığıyla hareket ederseniz çok büyük bi hata yapmışsınız demektir, çünkü yürümeye başladığınız andan itibaren trafik açılır ve indiğiniz taksi size kilometrelerce fark atmış olur. İnsanın kendisini embesil gibi hissetmesi pek hoş bir durum olmasa gerek...
Şu ana kadar piyasaya çıkan bütün filmler hakkında yorum yapan bir kurum, bir şirket varmış gibi düşünüyorum hep. Çünkü bütün filmlerin gazetelerdeki reklamlarında "Etkileyici, olağanüstü bir yapıt" veya "Bu yılın en iyi filmi olmaya aday" gibi yorumlar bulunmakta. Bi kerede o yorumları koymayın be, her film mi yılın en iyi filmi olmaya aday olur canım, hayret bişey...
Pazar günü sabahın köründe, elini omzunuza uzatıp, beraber kahvaltı yapmak amacıyla sizi uyandıran, 10 dakikalık bir kahvaltı sonrasında da hiç takmayan, kahvaltıdan hemen sonra, sanki sizle beraber olmak için sizi uyandıran o değilmiş gibi evin en ihtişamli köşesinde gazete okuyan babaları buradan kınıyorum. Aslında beraber kahvaltı yapmak bahanedir, amaç ikinci defa kahvaltı hazırlamayıp yorulmamaktır. Bi de, bu tipteki babalar tatil günleri bile sabah erkenden kalkıp, gazete ve ekmek alıp, kahvaltı hazırlayıp, insanları uyandırırlar ve 10 dakikalık bir beraberlik için uykunuzu mahvederler. Uyuz mu olsam, yoksa sevinsem mi benle beraber kahvaltı yapmak isteyen bir babam olduğu için anlayamadım tam...
Herhangi bir yakınınızın arabasında yolculuk ederken, otobüsteki insanların size olan korkunç bakışlarını farkettiniz mi hiç? Bi topluluk tanımadığı birine karşı nasıl bu kadar kin ve nefret besleyebilir? Sanki "o neden orda da ben bu kalabalık, ter kokulu otobüslerde sürünüyorum lan" diye isyan eder gibi bi halleri var, ve sinirlerini size korkutucu bir biçimde bakarak çıkarıyolar. İlginç...
Başınıza gelebilecek en iğrenç durumlardan biri de, servis veya herhangi bir araç beklerken, tam önünüzde otobüs veya ona benzer toplu insan taşıyan bir aracın belli bir süre durması. İçindekilerle göz teması kurmamaya çalışırsınız, bilirsiniz ki hepsi size bakıyor ve içlerinden bişeyler geçiriyolar. Zamanın daha çabuk geçmesi için dua eder, kendi kendinizi sıkıntıya sokarsınız ve önünüzde saatlerce duran araç gidince hayatınızda daha önce hiç yaşamadığınız bir ferahlık hissedersiniz. Ortalama bir dakika süren bişeyi bu kadar büyüten sadece ben miyim acaba?
Şu hayattaki en korkutucu şeylerden biri hangi açıdan bakarsanız bakın, sürekli gözlerinizin içine bakıyomuş hissi uyandıran, hiç hareket etmeyen ve japon korku filmlerindeki kısa saçlı küçük kızlar gibi giydirilmiş bez bebekler. Eminim çoğunuzun annesinin böyle oyuncakları vardır. Evde bulundurmayın onları sakın, atın hemen...
Acil bir durum olduğunda, örneğin biri yaralandığında, ona en yakın kişi mutlaka "biri ambulans çağırsın" der. Hiç bir zaman kendisi aramaz nedense bu ambulansı, hep başkalarına emirler verir ve panik anı olduğu için herkes ona kayıtsız itaat eder. Bence bunun sebebi, emri veren kişinin ambulansın numarasını bilmemesi ve cehaletini gizlemek için panikten ne yaptığını bilmiyomuş ayağına yatıp, başkasına aramasını söylemesi. Bi de sarhoş olan insanın çevresindekiler vardır ki onlar daha beterdir. Sarhoş olan kişinin başında neden paniklerler o da meçhuldür. "Hemen kahve getirin, çabuk" diye babacan emirler yağdırıp, ortalığı galeyana getirirler. Adam sarhoş ne diye panikliyosunuz ki bu kadar. Hayret bişey be...
İnsanların Cem Yılmaz takıntısı var. Türkiye'nin bana kalırsa en komik adamı, ama abartmamak lazım aslında. Hokkabaz filminin başlarında Cem Yılmaz daha sadece yürürken: "ulan ne adam be ahahhaha tam p.ç valla" gibi efektler çıkaran insanlara tanık oldum. Yapmayın, etmeyin lütfen...
Mutlaka çok aptal insanların, aslında çok zeki olduğuna dair söylentiler çıkar. "Abi aslında o adam çok zeki, ama aptal taklidi yaparak hepimizi kandırıyo, bak gör çıkıcak foyası yakında meydana" diye konuşurlar hep. Ne gereği var Ajdar gibi insanları akıllı zannetmeye? Onun aslında çok zeki olduğunu ve hepimizi kandırıp çok iyi para kazandığını söyleyenler var. Ne gereği var ki...
Bütün taksicilerin standart bi hareketi var. Ne zaman trafikte tıkalı kaldıkları için sinirlenseler, seri bir şekilde direksiyonu bir kenara çevirip, el frenini çekip, kafalarını sol cama çevirip, sol ellerini çenelerine koyup, bedenlerini de sola çevirirler, içli içli dışarı bakarlar ve derin bir nefes alırlar ki kendinizi olabildiğince suçlu hissedesiniz. Lütfen artık, ekmeğinizle istemeden oynadığım için vicdan azabı duymak istemiyorum, yapmayın ama böyle artık...
Bana göre umumi tuvaletlerde eğer bir erkek, kapalı kabinde tuvaletini yapıyorsa penisinin boyuna güvenmiyor, ama eğer pisivuara gönül rahatlığıyla ve saklanmadan işiyorsa penisinin boyuna gerçekten güveniyor. Neden böyle şeyler düşünüyorum ki ben...
Başka bir düşüncem ise, eğer bir erkek geçicek dar bi alanda arkası dönük bir kız varken, yüzü kızın arkasına dönük olarak o dar yerden geçiyor ise kötü niyetli, ama eğer kıza sırtını çevirerek geçiyorsa iyi niyetlidir (Fs = k.N). Eğer bu dediklerimden ikisini de yapmıyor ise, kafasından bu düşünceleri geçirmiş ama ordan geçmeye ya cesaret edememiştir, ya da yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için oradan bir an önce uzaklaşmayı düşünmektedir. Kafam acıyo artık, böyle şeyler düşünmekten...
BuLenTCaka
|
|
Bi$iLeR yaz...
|
|
...............................................................
Sitedeki Bütün Yazılar Bana Aittir, Hiç Bi Yerden Alınmamıştır, Kopyalanmamıştır...
|